
Hz. Âişe’nin bir sefer dönüşünde geride kalması üzerinden üretilen iftira, kendisini ve ailesini derinden sarsan bir imtihana dönüştü. Yaklaşık bir ay süren bu süreç, Nûr sûresinin 11-20. âyetlerinin nâzil olmasıyla son buldu. Hz. Âişe’nin masumiyeti vahiy ile ortaya konuldu.
İslâm tarihinde “İfk Hadisesi” olarak anılan olay, adını Nûr sûresinin 11 ve 12. âyetlerinde geçen “ifk” kelimesinden alıyor. İfk, “iftira, en kötü ve en çirkin yalan” anlamına geliyor.
Kaybolan gerdanlığını ararken kafileden ayrı kaldı
Hadise, Resûl-i Ekrem’in Benî Mustalik Gazvesi’nden dönüşü sırasında yaşandı. Kafilede bulunan Hz. Âişe, konakladıkları yerde sabaha karşı hareket emri verildiğinde ihtiyacını gidermek üzere ordugâhtan uzaklaştı. Dönüşte gerdanlığının kaybolduğunu fark edince, kendisini bekleyeceklerini düşünerek onu aramaya koyuldu.
Karanlıkta gerdanlığını bulması zaman aldı. Konaklama yerine döndüğünde kafilenin hareket ettiğini gördü. Yokluğunun anlaşılması üzerine kendisini aramaya gelecekleri düşüncesiyle bulunduğu yerde bekledi ve bir süre sonra uyuyakaldı.
Birliğin gerisini kontrol etmekle görevli sahâbî Safvân, konaklama yerinden geçerken Hz. Âişe’yi fark etti. Onu tanıyınca “İnnâ lillâh…” diyerek seslendi. Hz. Âişe’nin uyanmasının ardından devesini çöktürüp uzaklaştı. Hz. Âişe deveye bindi; Safvân’ın refakatinde yola çıkarak öğle saatlerinde dinlenmekte olan kafileye yetişti.
Bir yolculuk hadisesinden çirkin bir iftira üretildi
Olay bundan ibaret olmasına rağmen, Abdullah b. Übey b. Selûl’ün başını çektiği küçük bir grup, Hz. Âişe ile Safvân hakkında iffete aykırı bir iddiayı ortaya attı. Üretilen iftira halk arasında yayılmaya başladı.
Medine’ye döndükten sonra hastalanarak yaklaşık bir ay yatağında kalan Hz. Âişe ise hakkında konuşulanlardan habersizdi. İftirayı öğrendiğinde büyük bir üzüntü yaşadı ve yeniden hastalandı.
Meseleyi ailesinden öğrenmek için Hz. Peygamber’den izin alarak baba evine gitti. Annesi kendisini teselli etmeye çalışsa da yaşadığı acıyla günlerce ağladı.
Hz. Peygamber, eşine ve Safvân’a güvenini dile getirdi
Bu süreçte Hz. Peygamber, yakınlarıyla görüşerek meseleyi araştırdı. Hz. Âişe’nin hizmetçisi de onun lehinde konuştu.
Araştırmalarının ardından mescitte minbere çıkan Resûl-i Ekrem, hem eşi hem de Safvân hakkındaki olumlu kanaatini dile getirdi. İftirayı başlatan kişiden şikâyet ederek cemaatin görüşünü sordu. Ancak cezalandırma meselesi konuşulurken kabilecilik duygularıyla tartışma çıkması üzerine konuşmasını sonlandırdı.
İftiranın üzerinden yaklaşık bir ay geçmiş, konuya ilişkin henüz vahiy gelmemişti.
“Allah benim suçsuz ve günahsız olduğumu biliyor”
Hz. Peygamber, eşini görmek üzere Hz. Ebû Bekir’in evine geldiğinde Hz. Âişe’ye, masum olması hâlinde Allah’ın bunu ortaya çıkaracağını bildirdi. Bir günah işlemişse tövbe etmesini söyledi.
Hz. Âişe, önce babasından, ardından annesinden cevap vermelerini istedi. Onların ne söyleyeceklerini bilemediklerini belirtmeleri üzerine kendisi konuştu:
“Allah benim suçsuz ve günahsız olduğumu biliyor, ancak ben size ‘yapmadım’ desem inanmayacaksınız, ‘yaptım’ desem inanacaksınız.”
İçinde bulunduğu durumu Hz. Yûsuf’un babasının yaşadığı imtihana benzeten Hz. Âişe, onun şu sözünü hatırlattı:
“Artık (bana düşen) güzelce sabretmektir. Anlattığınız karşısında, yardım edecek olan ancak Allah’tır.” (Yûsuf, 12/18)
İftirayı sona erdiren vahiy
Hz. Âişe, sözlerinin ardından kırgınlık içinde yatağına uzandı ve örtüsünü başına çekti. Tam bu sırada Hz. Peygamber’de vahiy işaretleri belirdi.
Nûr sûresinin 11-20. âyetleri nâzil oldu. Hz. Âişe’nin günlerce gözyaşı dökmesine sebep olan iftiranın asılsızlığı, gelen vahiy ile açıklığa kavuştu. Onun masumiyeti, Kur’an âyetleriyle ortaya konuldu.
Nûr Sûresi'nde nazil olan ayetler
Nûr 11﴿ O iftirayı atanlar içinizden bir gruptur. Bunun sizin için kötü olduğunu sanmayın, aksine bu hakkınızda hayırlıdır. Onların her biri işlediği günahı yüklenecektir. İçlerinden günahın büyüğünü üstlenen için ise büyük bir azap vardır.
﴾12﴿Bunu işittiğiniz zaman mümin erkekler ve kadınların birbiri hakkında hüsn-i zan beslemeleri ve “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?
﴾13﴿Bu iddialarına dört şahit getirseler ya! Bu sayıda şahit getiremiyorlarsa onlar, Allah nezdinde yalancıların ta kendileridir.
﴾14﴿Eğer dünyada ve âhirette Allah’ın lütfu ve rahmeti hep sizinle olmasaydı içine daldığınız günah yüzünden size büyük bir azap gelecekti.
﴾15﴿Çünkü siz, iftirayı dilden dile yayıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir şeyi ağızlarınızla söylüyorsunuz; bunu da önemsiz sanıyorsunuz; halbuki Allah katında o büyük bir şeydir.
﴾16﴿O kulağınıza geldiğinde “Bunu konuşmak bize yakışmaz, fesübhânal-lah, bu apaçık bir iftiradır” deseydiniz ya!
﴾17﴿Eğer gerçek müminlerseniz Allah size, bir daha asla böyle bir şey yapmamanızı öğütlüyor.
﴾18﴿Allah size âyetleri açıklıyor; Allah ilim ve hikmet sahibidir.
﴾19﴿Müminler arasında ahlâksızlığın yaygınlaşmasını isteyenlere dünyada ve âhirette can yakıcı bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
﴾20﴿Ya Allah’ın size lütfu ve rahmeti ulaşmasaydı, ya Allah çok şefkatli, çok merhametli olmasaydı!
﴾21﴿Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytana ayak uydurursa bilsin ki, o edepsizliği ve kötülüğü emreder. Allah’ın lutfu ve rahmeti sizinle olmasaydı içinizden hiçbir kimse günahtan asla arınamazdı, fakat Allah dilediğini arındırır; Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.
Kaynak: İslam Ansiklopedisi
Kaynak: [Bağlantıyı görmek için giriş yapın]