15 TEMMUZ: BİR MİLLETİN İMANLA YAZDIĞI DİRİLİŞ DESTANI
Elhamdülillahirabbbil alemin. Essalatü vesselemu ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.
Muhterem misafirler, aziz kardeşlerim, geleceğimizin teminatı kıymetli gençler…
Sözlerime başlamadan önce sizlerden bir şey rica ediyorum.
Bir an düşünelim…
Tarih 15 Temmuz 2016…
Sıradan başlayan bir cuma akşamı…
Kimi ailesiyle oturuyor. Kimi çocuğunun başını okşuyor. Kimi ertesi günün planını yapıyor.
Ama birkaç saat sonra bu milletin evlatları bir tercih yapmak zorunda kalacaktı.
Evinde kalıp beklemek mi?
Yoksa “Söz konusu vatansa bana da görev düşer.” diyerek ayağa kalkmak mı?
O gece bir anne evladının kapıdan çıkışına şahit oldu.
Belki sordu:
“Evladım nereye gidiyorsun?”
Ve aldığı cevap sadece bir cümleydi:
“Anne… vatan çağırıyor.”
Aslında bu cevap yeni değildi.
Bu cevap Çanakkale’den geliyordu.
Bu cevap Sakarya’dan geliyordu.
Bu cevap, bin yıldır bu toprağı vatan yapan ruhun cevabıydı.
Çünkü bazı milletlerin ordusu vardır.
Ama bizim milletimizin kendisi gerektiğinde ordu olur.
Bazı milletlerin kahramanları vardır.
Ama bizim milletimizin tarihi kahramanlarla yazılmıştır.
Kardeşlerim…
Bir milleti güçlü yapan sadece sahip olduğu silahlar değildir.
Bir milleti güçlü yapan;
inancı,
karakteri,
fedakârlığı
ve gerektiğinde “Ben varım.” diyebilen evlatlarıdır.
Bundan yıllar önce Çanakkale’de bütün dünya şunu gördü:
İmkânın bittiği yerde iman başladı.
Cephede nice genç vardı.
Daha ömrünün baharında…
Okul sıralarından kalkıp cepheye koşan gençler…
Bir annenin duasıyla uğurlanan evlatlar…
Bir asker düşünün:
Üzerinde doğru düzgün imkân yok.
Ama kalbinde kocaman bir inanç var.
Çünkü biliyor:
Eğer bugün vazgeçerse yarın ezan susacak, bayrak inecek, gelecek nesiller esaret altında yaşayacak.
Onun için Çanakkale’de mücadele eden Mehmetçik sadece toprağı savunmadı.
Bir milletin geleceğini savundu.
Aradan yıllar geçti.
Milli Mücadele başladı.
Anadolu’nun dört bir yanında yokluk vardı.
Ama umut vardı.
Kastamonulu Şerife Bacı’yı hatırlayalım.
Soğuk kış şartlarında cepheye destek olmak için yola çıkan bir Anadolu kadını…
Çünkü bu milletin kadınları da erkekleri de tarih boyunca aynı anlayışı taşıdı:
“Vatan hepimizin emanetidir.”
Bizim tarihimizde kahramanlık sadece cephede silah taşımak değildir.
Kimi zaman dua eden bir anne kahramandır.
Kimi zaman evladını vatan için yetiştiren bir baba kahramandır.
Kimi zaman geleceği için çalışan bir genç kahramandır.
Ve yıllar sonra…
15 Temmuz gecesi…
Aynı ruh yeniden ortaya çıktı.
Birileri bu milleti sadece kalabalık sandı.
Ama yanıldı.
Çünkü bu millet kalabalık değil, aynı ideale inanmış büyük bir aileydi.
O gece insanlar meydanlara inerken makam sormadı.
Meslek sormadı.
Yaş sormadı.
Tek bir ortak kimlik vardı:
Bu vatanın evladı olmak.
Bir insanı, üzerine gelen tankın karşısında durduran güç nedir?
Bir insanı, ölüm ihtimalini bile bile meydana çıkaran duygu nedir?
Bunun adı yalnızca cesaret değildir.
Bunun adı aşktır.
Vatan aşkıdır.
Çünkü bizim medeniyetimizde vatan sadece üzerinde yaşadığımız toprak değildir.
Vatan;
ezanın yankılandığı minaredir.
Vatan;
ay yıldızlı bayrağın dalgalandığı gökyüzüdür.
Vatan;
dedelerimizin emaneti, çocuklarımızın geleceğidir.
Mehmet Akif Ersoy yıllar önce bu ruhu şöyle haykırıyordu:
“Korkma!”
Daha ilk kelimede bu millete bir mesaj veriyordu.
Korkma!
Çünkü senin arkanda tarih var.
Senin arkanda dualar var.
Senin arkanda şehitlerin emaneti var.
O gece nice kahramanlık hikâyeleri yazıldı.
Kimi yeni evliydi…
Kimi evladını geride bıraktı…
Kimi annesine son kez sarıldı…
Ama hepsi aynı hedef için yürüdü:
Bayrak inmesin.
Ezan dinmesin.
Vatan bölünmesin.
O gecenin unutulmayan isimlerinden biri:
Ömer Halisdemir…
Bir emir aldı.
Belki biliyordu ki attığı adım geri dönüşü olmayan bir adımdı.
Ama bazı insanlar kendi geleceğini değil, milletinin geleceğini düşünür.
O, bir kişinin cesaretinin milyonların kaderine nasıl dokunabileceğini gösterdi.
Bugün Ömer Halisdemir ismi sadece bir insanın adı değildir.
Sadakatin,
cesaretin,
emanete sahip çıkmanın sembolüdür.
Yine o gece…
Erol Olçok ve henüz genç yaşındaki oğlu Abdullah Tayyip Olçok…
Bir baba ve bir evlat…
Aynı amaç için yola çıktılar.
Bu bize neyi gösteriyor?
Vatan sevgisi nesilden nesile aktarılan bir emanettir.
Bazen baba oğluna mal bırakır.
Bazen makam bırakır.
Ama en büyük miras; değerlerine sahip çıkan bir karakter bırakmaktır.
Henüz 15 yaşındaki Halil İbrahim Yıldırım…
Genç yaşına rağmen o gece meydandaydı.
Çünkü kahramanlığı yaş belirlemez.
Kahramanlığı yürekte taşınan değerler belirler.
Tarih boyunca nice gençler büyük sorumluluklar aldı.
Çanakkale’de de gençler vardı.
15 Temmuz’da da gençler vardı.
Bugün de ülkemizin yarınlarını inşa edecek gençler var.
Kıymetli kardeşlerim…
Bizim inancımızda şehitlik çok yüce bir makamdır.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor:
“Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler fakat siz farkında olmazsınız.”
(Bakara Suresi, 154)
Bu yüzden biz şehitlerimizi sadece geçmişte kalmış insanlar olarak görmeyiz.
Onlar bizim hafızamızdır.
Onlar bizim değerlerimizin şahididir.
O gece minarelerden yükselen salalar da bu milletin hafızasında unutulmaz bir yere sahip oldu.
Çünkü ezan ve sala bu topraklarda sadece bir ses değildir.
Birlik çağrısıdır.
Kardeşlik çağrısıdır.
Mehmet Akif Ersoy’un duasıdır:
“Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli,
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.”
Ama değerli kardeşlerim…
15 Temmuz’u anlamak sadece geçmişi anlatmak değildir.
Asıl mesele bugündür.
Bugün bize düşen nedir?
Bize düşen;
daha çok çalışmak,
daha çok üretmek,
birbirimize daha güçlü sarılmaktır.
Çünkü güçlü milletler sadece savaş zamanında değil, her zamanda görevini yapan insanlarla yükselir.
Bir öğrenci dersini en iyi şekilde yaparak…
Bir öğretmen öğrencisini güzel yetiştirerek…
Bir görevli vazifesini hakkıyla yerine getirerek…
Bir anne baba ahlaklı nesiller yetiştirerek…
Bu emanete sahip çıkar.
Bugün bizlere düşen en büyük görevlerden biri de gençlerimize bu ruhu doğru anlatmaktır.
Gençlerimize sadece geçmişte yaşananları değil, o geçmişten çıkan mesajı vermeliyiz.
Şunu söylemeliyiz:
Sen sıradan biri değilsin.
Sen büyük bir tarihin devamısın.
Senin arkanda Alparslan’ın cesareti var.
Fatih’in ideali var.
Çanakkale kahramanlarının fedakârlığı var.
Milli Mücadele’nin azmi var.
15 Temmuz şehitlerinin emaneti var.
Kardeşlerim…
Bugün burada bir kez daha söz verelim:
Unutmayacağız.
Ama sadece hatırlamak için değil…
Anlamak için unutmayacağız.
Şehitlerimizin emanet ettiği değerlere sahip çıkmak için unutmayacağız.
Bir olmak için…
Diri olmak için…
Kardeş olmak için unutmayacağız.
Sözlerimi tamamlarken;
Başta vatanımız, bayrağımız ve mukaddes değerlerimiz uğruna can veren bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.
Gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum.
Rabbim bizleri onların emanetine layık olanlardan eylesin.
Rabbim milletimizin birliğini bozmak isteyenlere fırsat vermesin.
Bayrağımızı indirmesin.
Ezanlarımızı dindirmesin.
Bu güzel vatanımızı ilelebet payidar eylesin.
Unutmayalım:
Çanakkale’de bir millet ayağa kalktı.
Milli Mücadele’de bir millet yeniden doğdu.
15 Temmuz’da ise bir millet bütün dünyaya şunu gösterdi:
Bizim gücümüz sadece elimizdeki imkânlardan değil…
Yüreğimizde taşıdığımız imandan gelir.
Allah bu millete bir daha 15 Temmuzlar yaşatmasın.
Ama bilinmelidir ki;
Bu vatana göz dikenler karşılarında dün olduğu gibi bugün de aynı cevabı bulacaktır:
Tek millet.
Tek bayrak.
Tek vatan.
Tek yürek.
Hepinizi Allah’ın selamı ile selamlıyorum. Allah’a Emanet olun.